Başkanın Mesajı | Fahri Doktora Töreni Konuşması
Sayın Valim,
Sayın Rektörüm, Kıymetli Senato Üyeleri,
Değerli Hocalarımız,
Kamu ve iş dünyamızın değerli temsilcileri,
Kıymetli Misafirler,
Bugün benim için yalnızca bir unvan alma günü değil.
İnsan, doğduğu şehirde onurlandırıldığında ister istemez dönüp geriye bakıyor.
Nereden başladığını, hangi yollardan geçtiğini, neyi neden yaptığını bir kez daha düşünüyor.
İskenderun benim için sadece doğduğum bir şehir değil.
Hayatı, emeği, çalışmayı; üretmenin, alın terinin ve sanayinin ne anlama geldiğini öğrendiğim yer.
Bugün yıllar sonra, doğduğum topraklarda, kendi şehrimin üniversitesinden fahri doktora unvanı almak bu nedenle benim için tarifsiz bir gurur.
Bana bu gururu yaşatan İskenderun Teknik Üniversitemizin değerli yönetimine, Senatosuna ve akademik camiasına gönülden teşekkür ediyorum.
Bu konuşmaya hazırlanırken kendime bir soru sordum:
Beni bugün buraya getiren sebep nedir?
Daha çok çalışmak mı?
Büyük hayaller kurmak mı?
Risk almak mı?
Elbette bunların hepsinin birer payı vardır.
Geriye baktığımda benim için üç şeyin hep belirleyici olduğunu görüyorum:
Değerli hayallerim, her durumda maksimalist yaklaşımım ve bu ikisini hayata geçirecek iradem.
Değerli hayallerim derken neyi kast ediyorum, biraz açayım.
Ben hiçbir zaman zengin olmayı hayal etmedim.
Daha fazla şeye sahip olmak, daha lüks yaşamak gibi hedefler hayatımın merkezinde olmadı.
Ama fark yaratmayı hayal ettim…
9 metrekarelik bir dükkânda çalışırken bile büyük sanayi tesisleri kurmayı, Türkiye’de üretilmeyeni üretmeyi, dünyanın en iyileriyle aynı sahada rekabet etmeyi hayal ettim…
Çok uzun yıllar önce İtalya’da bu işin duayeni diyebileceğimiz, ticaret yaptığım bir sanayiciyi fabrikasında ziyaret etmiştim. Bugün merhum olan o sanayici bana işletmesindeki üretim hatlarını klasik otomobiliyle gezdirmişti… O ziyarette kendisinin klasik araba koleksiyonundan çok, bir fabrikada üretim hatları arasında otomobil ile nasıl gezilebilir, bir tesis nasıl bu kadar büyük olur fikri belleğime yerleşmişti…
Çok değil, 35 yıl sonra, her biri devasa boyutlardaki Tosyalı tesislerimizden, Avrupa’nın en önemli çelik şirketi de olan o fabrikaya bugün hammadde tedarik ediyoruz…
Yani hayallerim sahiplik üzerine değil, her zaman değer üretmek üzerine oldu.
Ben iş hayatımda hep maksimalist oldum.
Bunu da hiçbir zaman baskılamadım.
Bir yatırım yapılacaksa büyük düşünmekten, bir hedef konulacaksa iddialısını koymaktan, dünyanın en iyileriyle rekabet edecek ölçeğe talip olmaktan korkmadım.
Çünkü çelik sektöründe korkak hedeflerle küresel sonuçlara ulaşılabileceğine inanmıyorum.
Elbette büyük hedef; daha büyük yatırım, daha fazla risk, daha ağır sorumluluk gerektirir.
Ama hedef doğru konulduğunda ülkenize bıraktığınız değer de aynı ölçüde büyür.
Aynı zamanda şunu da çok erken öğrendim: Hayal tek başına hiçbir şey ifade etmiyor.
Fikir üretmek kolaydır… Hedef açıklamak da kolaydır…
Zor olan; o fikri projeye, projeyi yatırıma, yatırımı çalışan bir fabrikaya, o fabrikayı da rekabet eden, ihracat yapan ve kalıcı değer oluşturan bir yapıya dönüştürmektir.
İş dünyasında buna “execution” deniyor.
Ben buna daha yalın bir ifadeyle hayata geçirme iradesi diyorum.
Sanırım sanayicilik hayatım boyunca en fazla önem verdiğim konu da bu oldu…
Günün sonunda skor tabelası ne söylediğinizi değil, ortaya neyi koyduğunuzu yazar.
Osmaniye’ye ilk gittiğimiz yılları hatırlıyorum.
Ağır sanayinin neredeyse olmadığı bölgede, çelik üretmeyi hayal ettik. Sadece hayal etmekle kalmadı iş…
Türkiye’nin özel sektör eliyle sıfırdan yapılan ilk yassı çelik tesisini orada hayata geçirdik.
Sonra ardı ardına yaptığımız yatırımlarla Osmaniye OSB bir çelik üretim merkezine dönüştü…
Yıllar içinde orada yalnızca fabrikalar yükselmedi.
Yeni bir üretim kültürü, yeni yetkinlikler, on binlerce kişilik istihdam ve çevresinde gelişen güçlü bir sanayi ekosistemi ile muazzam bir endüstriyel kümelenme oluştu.
Bir yatırımın gerçek değerini ben biraz da burada görüyorum.
Bir fabrikanın kapısından çıktığınızda etkisi devam etmeli...
Bulunduğu şehri dönüştürmeli.
Bir ekosistem oluşturmalı.
İnsan kaynağını geliştirmeli.
Yeni yatırımları cesaretlendirmeli.
Bölgenin geleceğe bakışını değiştirmeli…
Değerli Konuklar,
Tüm dünyanın pandemi etkisiyle kapanmasına, tedarik zincirinin kopmasına ve üstelik bölgemizin yaşadığı o büyük deprem felaketine rağmen, Sarıseki’de 2,5 milyar dolarlık yatırımla yıllık 4 milyon ton yassı çelik kapasitesine sahip dünya ölçeğinde bir tesis kurduk.
O günlerde yatırımı durdurmak ya da yavaşlatmak için birçok gerekçe bulabilirdik.
Ama bunun tam tersini yaptık.
Çünkü özellikle zor zamanlarda sanayicinin yatırımı yalnızca ekonomik bir karar değildir.
Bulunduğu şehre güven vermektir.
İstihdamın devam edeceğini göstermektir.
“Bu günler geçecek ve biz burada üretmeye devam edeceğiz.” diyebilmektir.
Bugün hamdolsun Tosyalı’nın geldiği noktaya baktığımızda, o küçücük dükkânımızdan başlayan yolculuğun üç kıtaya yayılan bir üretim ağına dönüştüğünü görüyoruz.
2025 yılında 12 milyon 110 bin ton ham çelik üreterek dünya sıralamasında 32’nciliğe yükseldik.
Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ikinci büyük çelik üreticisi konumuna geldik.
Ama benim için bunlar bir sonuç değil.
Olsa olsa bir ara istasyon.
Şimdi hedefimiz dünyanın ilk 20 çelik üreticisi arasında yer almak…
Yıllar önce “İskenderun’dan 1 milyar dolar ihracat yapacağız.” dediğimde bunu fazla iddialı bulanlar olmuştu…
O öylesine söylenmiş bir söz değildi. O bizim hedefimizdi ve hamdolsun bugün her yıl dünyanın dört bir yanına milyarlarca dolarlık ihracat yapıyoruz.
Bugün Türkiye’den Cezayir’e, Libya’dan İspanya’ya uzanan yatırımlarımızı da aynı anlayışla gerçekleştiriyoruz.
Biz Akdeniz’i birbirinden kopuk ülkelerin bulunduğu bir coğrafya olarak değil, merkezinde Türkiye’nin olduğu; Avrupa’yı, Afrika’yı ve Asya’yı birbirine bağlayan büyük bir üretim, enerji ve ticaret havzası olarak görüyoruz.
Hammaddenizle, sürdürülebilir enerji kaynaklarınızla pazarın içinde olacaksınız.
Ve bütün bunları birbirini besleyen bir üretim ağına dönüştüreceksiniz.
Dünyada artık yalnızca maliyetin en düşük olduğu yerde üretim yapma dönemi geride kaldı.
Pandemiyle, savaşlarla, ticaret gerilimleriyle hepimiz bunu gördük.
Bugün dev rakiplerimiz yalnızca “Nerede daha ucuza üretirim?” diye hesap yapmıyor.
“Stratejik ürünümü nerede güvenle üretirim, tedarik zincirimi nasıl garanti altına alırım?” diye soruyor.
Yani kurallar yeniden yazılıyor.
Ben burada Türkiye açısından çok önemli bir fırsat görüyorum.
Ve şuna inanıyorum:
Coğrafya tek başına kader değildir.
Haritada stratejik bir noktada bulunmak size yalnızca bir fırsat tanır.
O fırsatı güce dönüştürecek olan; fabrikanızdır, enerjinizdir, limanınızdır, teknolojinizdir, insan kaynağınızdır, savunma sanayi kapasitenizdir.
Kısacası üretim gücünüzdür.
Bir ülkenin jeopolitik yükselişinin kalıcı olabilmesi için arkasında güçlü bir sanayi altyapısı olmak zorundadır.
Bu nedenle bugün çelik artık yalnızca çelik değildir.
Enerji yalnızca enerji değildir.
Savunma sanayisi yalnızca savunma sanayisi değildir.
Bunların her biri aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın ve stratejik gücün unsurlarıdır.
Unutmayın, çeliğiniz yoksa bağımsızlığınız da yoktur…
Çeliğiniz yoksa otomotivde, savunmada, enerjide, altyapıda dış dünyaya bağımlısınız.
O nedenle nitelikli çelik üretmek bizim için yalnızca ticari bir konu olmadı.
Aynı zamanda Türkiye’mizin sanayi kabiliyetini de derinleştirme hedefi oldu.
Aynı bakışla yeşil dönüşümü de yalnızca bir çevre mevzuatı olarak görmedik. Bu akımı önümüzdeki dönemin en önemli rekabet alanlarından biri olarak ele alıyoruz.
Hidrojenle üretim teknolojilerine yatırım yapmamızın, yenilenebilir enerji kapasitemizi büyütmemizin, Türkiye’nin farklı bölgelerinde büyük ölçekli güneş enerjisi yatırımları planlamamızın nedeni bu.
Geleceğin yeşil çeliğini, dünün teknolojisiyle üretemezsiniz!
Geleceğin rekabetine de bugünün konfor alanında kalarak hazırlanamazsınız.
Değerli Konuklar,
Aynı bakış açısıyla BMC’de de, Yeni ALTAY tankını seri üretime taşımanın ötesinde, motor ve güç gruplarında Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltacak kabiliyetler geliştiriyoruz.
Togg’da ise Türkiye’nin başka bir iddiasının parçasıyız.
Burada mesele yalnızca otomobil üretmek değildir.
Yazılımı, bataryası, mobilite ekosistemi ve teknolojisiyle yeni nesil bir küresel markayı Türkiye’den çıkarabilmektir.
Bence önümüzdeki dönemin en önemli gündemi tam da burada beliriyor.
Dünya çok sert bir sanayi rekabeti yaşıyor.
Çin devasa bir üretim gücüne ulaştı ve adım adım tüm dünyayı teknolojik ve endüstriyel ürünlerde sessizce istila ediyor.
Amerika sanayiyi yeniden kendi topraklarına çekmeye çalışıyor.
Avrupa stratejik sektörlerini koruyor.
Ülkeler teşviklerini, gümrük politikalarını, enerji stratejilerini ve tedarik zincirlerini yeniden düzenliyor.
Dünya genelinde düşen talep ve neredeyse her sektördeki kapasite fazlası yıkıcı rekabeti, yok edici rekabete dönüştürdü…
Böyle bir dünyaya Türkiye’nin seyirci kalma şansı yok.
Ülkemizin sanayicileri olarak bizim de sürekli şartlardan şikâyet etme lüksümüz yok.
Kurlardan mutlu olmayabiliriz.
Faizlerden şikâyet edebiliriz.
Enerji maliyetlerinden, finansmana erişimden, Uzak Doğu kaynaklı haksız rekabetten yakınabiliriz.
Bunların hepsi gerçek meselelerdir.
Ve elbette stratejik sektörlerin haksız rekabete karşı doğru politikalarla korunması gerekir.
Ama bütün stratejimizi şartların düzelmesini beklemek üzerine kurmamalıyız.
Ülkemizin üretim gücü olan biz sanayiciler, yaşadığımız olumsuzlukların arkasına saklanamayız.
Bizim işimiz şartları okumak, kendimizi dönüştürmek ve sonuç üretmektir.
Daha verimli olacağız.
Daha fazla teknoloji, yapay zekâ kullanacağız.
Ölçeğimizi büyüteceğiz.
Enerjimizi dönüştüreceğiz.
Nitelikli ve yüksek katma değerli ürünlere odaklanacağız.
Burada kamunun, sanayinin ve üniversitelerimizin de birbirinden ayrı hareket edemeyeceğine inanıyorum.
Özellikle üniversitelerimizin ve eğitim sistemimizin öneminin altını çizmek isterim…
Yaptığımız her işi insanla yapıyoruz, insanla başarıyoruz… Bu değerli kaynağı doğru yetkinliklerle, beceriyle donatamaz isek, yarışta geride kalacağımız açıktır.
Yapay zekânın hayatımıza girmesi ile birlikte bizler için çok yeni bir dönem başladı… Biz Tosyalı olarak bu alanda büyük yatırımlar yapıyoruz…
Ülke olarak da burada odağımızı ve ihtiyacımız olan kabiliyetleri iyi belirleyip insan kaynağımızı da buna göre yetiştirmeliyiz.
Şu bir gerçek ki akademik ve bilimsel dönüşüm olmadan da her çaba kadük kalacaktır…
Kamu - Sanayi - Üniversite… Bu üç gücü aynı hedef etrafında buluşturduğumuzda, Türkiye’nin önünde çok büyük fırsatlar olduğuna inanıyorum.
Kıymetli Misafirler,
Bugün şahsımı bu çok kıymetli fahri doktora unvanına layık gören İskenderun Teknik Üniversitesi’ne bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum.
Bu unvanı geçmişte yaptıklarımın ödüllendirilmesinden ziyade, bundan sonra yapacaklarım için şahsıma yüklenen yeni bir sorumluluk olarak görüyorum.
Allah utandırmasın…
Bugün burada buluşmamıza vesile olan, şahsıma layık görülen fahri doktora beratı takdim töreni vesilesiyle özellikle ifade etmek isterim ki:
İnsan hiçbir başarıya tek başına ulaşmıyor.
Beni yetiştiren, değerleriyle bugünlere hazırlayan kıymetli anneme ve rahmetli babam Hacı Şerif Tosyalı’ya; hayat yolculuğumun en başından bu yana omuz omuza yürüdüğümüz kardeşlerim Fatih, Ayhan ve Sevgi’ye; her zaman yanımda olan kıymetli aileme ve evlatlarıma, Şerif, Şeyda, Miraç, Yavuz, Kadir, Selim’e gönülden teşekkür ediyorum.
Elbette bu uzun yolculukta, yıllardır birlikte çalıştığım, iyi günde de zor zamanda da aynı hedefe inandığım çok kıymetli yol arkadaşlarımın da büyük emeği var. Başta holdingimizin CEO’su Dr. Suhat Korkmaz ve Yönetim Kurulu Üyemiz Hakan Eminsoy olmak üzere, uzun yıllardır birlikte yol yürüdüğüm yöneticilerimize ve bu salonda olan, olamayan tüm çalışma arkadaşlarıma, emekçi kardeşlerime alın terleri, bağlılıkları ve katkıları için gönülden teşekkür ediyorum.
Hepinize saygılarımı sunuyorum.
Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Fuat TOSYALI'nın Fahri Doktora Tören Konuşmasını İzlemek İçin Tıklayınız!